Bilimde Işık ve Zaman Kavramı Nasıl Açıklanır?

Bilimde Işık ve Zaman Kavramı Nasıl Açıklanır?

Işık fotonlardan meydana gelir. Fotonlar, bizler tarafından bir kütleye sahip olmayan bir dalga ya da son derece ufak kütleli, başka kütleciklerle etkileşebilen bir zerre biçiminde algılanabilen, birbirine benzer ufak enerji “paketleridir.” Işık uç sınırdadır, kendi uzam-zaman gerçekliğimizi yöneten yasalar tarafından tanımlanan görüngünün sınır çizgisinde. Kendi normal dalga koşulunda, bir foton anlaşılması son derece güç bazı olaylar meydana getirir. Bir gözlemciyle bağlantılı olarak (gözlemcinin hızı her ne olursa olsun), foton her zaman 300.000 km/ saniyede yol alır; yaklaşık 1.080.000.000 km/ saat. Bir ışık huzmesi, bir saniyede, Dünyanın çevresinde yedi kereden fazla dönmeye eşit bir mesafeyi kat eder. Bu hızda uzam ve zaman, kendi Zaman-Uzam gerçekliğimizin maksimum sınırlarında çarpıklaşabilir, genişleyebilir ve büzülebilir.

Sizin bildiğiniz gerçeklik hakkında konuştuğumda, bunu kendi “Zaman ~ Uzam gerçekliğimiz” olarak adlandırıyorum, sizi uzam ve zamanın ötesinde bir başka gerçekliğin olabileceği fikrine hazırlamak istiyorum. Zamanın bile (herkes için görünürde aynı olması sebebiyle hiç kimsenin sorgulamaya cesaret edemediği bir şey), az ya da çok hızla geçebileceği olgusunu kabul etmeye başlamalıyız. Uzayda 300.000 km/ saniyede milyarlarca yıl boyunca yol alan bir ışık huzmesi için zaman bizim algıladığımız ve hedeflediğimize kıyasla tamamen farklı bir boyut alır. Bizim için bir saniye eşittir bir saniyedir; bir saat, bir yıl, bir yüzyıl ve bir milyon yıl kesin ve ölçülebilir boyutlara sahiptir.

Aslında zaman göreceli bir kavramdır, söz konusu deneyimi yaşayan kişi tarafından ya da deneyimi yaşayan kişiye kıyasla belirli bir hızda hareket eden bir dış gözlemci tarafından gözlemlendiğinde ve ölçüldüğünde, farklı boyutlar kazanabilir. Günlük duyusal algılara alışmış zihinlerimiz için kabul etmesi zor olabilecek bir diğer şey, bir ışık huzmesinin herhangi bir enerji harcamadan uzayda milyarlarca yıl yol alabileceği fikridir. Örneğin, bizler belirli mesafeyi kat etmek amacıyla arabamızda benzin bulundurmaya alışığız ya da yaşamımızı sürdürmek için yemek yeriz. Şimdi son derece önemli bir kavramı açıklamaya çalışacağım: Bizler için (nispeten düşük hızda yol alırız) bu milyar yıl olabilir fakat aynı şey, 300.000 km/ saniyede yol alan bir ışık huzmesi için sadece bir saniyenin ufak bir kısmı olabilir.



Hız, mesafe ve zamanı yöneten son derece basit ilişkileri biliyoruz:

Hız: Mesafe/ Zaman
Zaman: Mesafe/ Hız
Mesafe=Hız x Zaman

Eğer 100 kilometreyi, 50 km/ saat hızıyla kat etmek için ne kadar zaman gerekli olduğunu bilmek istiyorsak ve zamanın hız ile bölünen mesafeye eşit olduğunu bilirsek, yapacağımız tek şey yüzü elliye bölmek olacaktır ve' bunun 2 saat alacağını biliriz. Bu kurallar söz konusu hız bedenimiz tarafından izin verilen ve duyularımız tarafından algılanan sınırlar dahilinde olduğu takdirde uygulanır.

Fakat, eğer bir ışık huzmesi 10 milyon kilometreyi kendi 300.000 km/ saniyede hızıyla kat etmenin en kadar süreceğini bilmek isterse -bizler için (ışık huzmesine kıyasla hareket etmediğimizi varsayalım) bu yaklaşık 5 saat 50 dakika olacaktır, oysa ışık huzmesi için bu ancak bir saniyenin belirsiz bir kısmı  olacaktır, yavaşladığında ve son derece küçük de olsa bir kütle gösterdiğinde ortaya çıkar. Zaman, madde Trbet aracılığıyla kendini gösteren enerjinin bir etkisidir.



Zaman mutlak değildir, görecelidir. Einstein, görelilik kuramıyla bunu keşfetmiş ve açıklamıştır, genelde yoğunlaştırılmış formunda iki ikiz örneğiyle gösterilir. 20 yaşında iki ikizi gözünüzde canlandırın; bunlardan biri astronot olur ve bir uzay aracıyla 8 ışık yılı uzakta bir gezegene doğru yol alır. Teknolojinin ışık hızının %80 hızına ulaşabilen bir uzay aracı yapabilecek kadar ilerlediğini varsayın, yani 240.000 km/saniye, 864 milyon km/saat ile gitsin. Bir kütleye sahip hiçbir uzay aracının ışık hızma ulaşacak bir kütlesi olamaz, çünkü bu sonsuz miktarda enerji gerektirecektir üstelik de, kendi kütlesi sonsuz olacaktır. 20 yıllık bir yolculuktan sonra (10 yıl bir yöne ve 10 yıl diğer yöne geri), Dünya’da kalan ikiz 40 yaşında olurken, astronot ikiz sadece 32 yaşında olacaktır -8 yıl daha genç!

Astronot ikiz sadece 12 yıl yaşamış fakat diğer ikiz, saati tam olarak kardeşinin saatiyle aynı zamanı göstermesine rağmen, 20 yıl yaşamıştır. Sonuçta iki kardeşi kıyaslamadan hiç kimse bunu anlamayacaktır. Eğer ışık hızında yol almak mümkün olsaydı, astronot ikiz yolculuğundan hâlâ 20 yaşında dönecekti, oysa kardeşi 36 yaşında olacaktı. Bu, matematiksel olarak basit hesaplar sayesinde gösterilebilmesi yanında, çok katı deneyler aracılığıyla da kanıtlanmıştır. Zaman maddenin bir sonucudur ve bir kütleye sahip her şeye bağlıdır. Bir kütleye sahip olmayan bir şey zaman ötesindedir.

Bir kütleye sahip olmayan şeylerle uğraştığımızda zamandan söz etmek anlamsız olur. Hıristiyan dinine göre, örneğin, yaşanır boyunca ölümcül günahlar işleyen bir insanın ruhu sonsuz olarak cehenneme mahkum edilir. Bu durumda din sonsuzluk kavramını psikolojik açıdan caydırıcı bir unsur olarak kullanır; bir Ruh içinse gerçek sorun, Evren’in evrimine, kendi amacım gerçekleştirmek sayesinde katkıda bulunmanın imkânsız olduğu bir cehennem kavramıdır. Bunu zamanla ilişkili olarak, hiçbir çıkar yol bulunmayan sonsuz bir ıstırap olarak yorumlayan zihindir.

Zamanın çarpıtmaya uğradığı bir diğer örnek bir Kara Delik yakınında meydana gelenlerdir. Bir Kara Delik çok tuhaf bir şeydir: Einstein Evren’de bunun mevcudiyetini kuramsal olarak öngörmüştü ve bugün mevcudiyeti kanıtlandı. Bu tıpkı uzayda bir deliğe benzer, son derece kuvvetli yerçekimi benzeri bir güce sahiptir; bu siyahtır çünkü hiçbir şey bundan dışarı çıkamaz, ışık bile. Bir kara delik, uzam ve zamanın çarpıtıldığı bir alan oluşturur. Eğer bu tuhaf şeyi incelemek üzere bir araştırma roketi gönderseydik ve eğer roketimiz her saniye bir sinyal gönderseydi, bu kara deliğe yaklaştığı ölçüde sinyaller arasındaki aralıkların da giderek arttığını fark ederdik -bir saniyeden bir dakikaya, bir güne, yüz yıla ya da daha fazlasına. Aslında roketin saati hâlâ mükemmel biçimde çalışmaktadır ve düzenli olarak dışarıya her saniye sinyal gönderir, fakat zaman çarpıldığı için, kara deliğe yaklaştıkça zamanı bizim zamanımızdan farklılaşır ve nihayet çekirdeğe ulaştığında, roketteki bir saniye en az bizim sonsuzluğumuz kadar uzundur.



Artık zamanın mutlak bir şey olmadığını biliyorsunuz, o görecelidir. Öyle bir “şey? ’ imgelemeye çalışın ki, zamanı olmasın. Bir kütleden yoksun, enerji terimleriyle tanımlanamaz bir şey, tıpkı bir kütleden yoksun fakat kütleye dönüştürülebilir enerjiye sahip bir dalga gibi. En azından kendi zaman-uzam gerçekliğimizde sahip olduğumuz bir ölçüt sayesinde bir şekilde gözlemleyebildiğimiz ya da ölçebildiğimiz bu şey bir titreşim olamaz. Zamana sahip olmamasıysa, size tıpkı her şeyin hareketsiz olduğu bir fotoğraf gibi “durağan” olduğunu düşündürtmesin. Bu sadece “şeyler” için zamanın mevcut olmadığı anlamına gelir zaman yoktur. Bu olayı sanki zaman mevcutmuş ve “durmuş” ya da geçmiş, veya şimdi ve geleceğin hepsinin aynı anda mevcut olduğu bir gerçeklik olarak düşünmeye çalışmamalısınız. Bu gerçeklikte, zaman mevcut değildir, çünkü bu gerekli değildir. Her şey sadece kendi öz değeriyle temsil edilir, bir şeyin diğerinden önce ya da sonra meydana gelmesi gerekli değildir; şimdi, geçmiş ve gelecek artık mevcut değildir her şeyin esası zamansızlıktır. Demek ki kendi zaman-uzantı gerçekliğimizde yaşadığımız deneyimler zaman olmadan mevcut olamazdı.

Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2018, 17:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER