Bilim Nedir? Geçmişten Günümüze Bilimin Tarihi ve İnsanlığa Etkisi

Bilim Nedir? Geçmişten günümüze bilimin tarihi.

Bilim Nedir? Geçmişten Günümüze Bilimin Tarihi ve İnsanlığa Etkisi

Bilimin insanlık tarihinde, insanın evrim ve eğitiminde temel, tamamlayıcı bir rolü vardır. Zaman içinde büyük Yunanlı filozofların sezgisel çıkarsamalarından, gündelik yaşamımızda meydana gelen olayları tanımlayan ve öngören (kuşkusuz en belirgin olanları; hepsi değil) günümüzün bilimsel yasalarına kadar birçok keşifler yapıldı. Bazıları bu keşifleri hemen hemen tamamladığımıza, diğerleri henüz keşfetmeye başladığımıza inanır; kimileri de bunu hiçbir zaman başaramayacağımızdan kuşkulanır.

“Gülünç” olan şudur: Bilginin geçmişteki asıl amacı insana neyin iyi, neyin kötü olduğuna dair ahlaki rehberlik ve kesin referanslar sunmaktı, oysa kilise bilginin evrimine kuvvetle karşı çıktı. Kilise sözcüğün geniş anlamıyla, sık sık iyinin tam karşıtı bir tavır benimsedi. Örneğin yüzyıllar boyunca hastalıkların tek çaresinin dua olduğunu söyleyerek tıbbi araştırma ve gelişmeleri engelledi. Bu tür bir inancı değiştirmek için bir felaket gerekti. 1348  yılları arasında veba salgını yüzünden milyonlarca insan ölünce ve toplam Avrupa nüfusunun üçte birinden fazlası “kara ölüm” afetinden nasibini alınca, Kilise güvenilirliğini bir ölçüde kaybetti ve muhalefete rağmen tıbbi araştırmalar yeniden başladı. Aslında dua muazzam bir tedavi potansiyeline sahiptir, ancak gerçek ve derin bir farkındalıktan kaynaklanması ve kendi ruhumuzun amaçlarına uygun arzuları gerçekleştirmeye yönlenmesi gerekir -sadece sürekli tekrardan ibaret bir uygulama olduğunda işe yaramaz.



Buna rağmen bilginin gelişmesinin en büyük düşman bilimin kendi yapısıdır, her zaman değişikliklere direnç gösterir, bilimi kontrol etmekten yarar sağlayanların çıkarlarına göre koşullanmıştır. Sonuçta, bilim temel inançlara herhangi bir şüphe düşürebilecek her şeyi otomatik olarak yansıma eğilimindedir. Kendi doğası gereği insan bilmediği her şeyden korkma eğilimindedir bilgi, kişinin korkularını azaltabilme becerisine dair bir yanılsama yaratır. Örneğin güneşi gözlemlemek, tam olarak işleyişini ve en azından milyonlarca yıl daha böyle süreceğini bilmek, onun muazzam bir alanda sıkışmış, herhangi bir anda düşebilecek ya da sönebilecek bir ateş topu ya da bizden beklentisini yerine getirmediğiniz takdirde öfkelenebilecek bir tür tanrı olduğunu düşünmekten çok daha büyük bir güven duygusu verir.



İnsan için bilim bir tür “süper zeki” "Bilge Baba" olmuştur, her şey hakkında her şeyi bilir ve deneyimsiz ergen oğluna neyin doğru ya da yanlış olduğunu söyler, aynı zamanda bunun sebeplerini de açıklamaya çalışır. Kilise de insan üzerinde benzer bir işlevde hak iddia etmiştir. Tanımlanabilen, gözlemlenebilen ve tekrarlanabilen açıklamalara dayanmak yerine, sadece bir inanç sistemi sayesinde bunu yapmıştır. Daha sonraları İncil’de yazılanları kabul etmeyenlerin hepsini ölüm cezasına çarptıran Engizisyon ile birlikte, kilise giderek kendisine duyulan güveni kaybetti, günümüzde kilise ritüelleriyle (bunun anlamı çoğunlukla kendi temsilcileri tarafından bilinmez) hâlâ önemli bir işleve sahip olmasına rağmen, İnsan üzerindeki gücünü büyük ölçüde kaybetti.

Sadece düşünün: 1611’de Galile nihayet Kopernik’in haklı olduğunu göstermeyi başarmıştı (Güneş, Güneş Sistemi’nin merkezinde yer alır ve Dünya bunun çevresinde döner) fakat işkence görüp ölüme mahkum edilmekten kurtulmak için Papa’ya (Papa Galile’nln sunduğu kanıta bakmayı reddetmişti) halkın içinde kendi kuramının yanlış olduğunu bildirmek zorundaydı. Böylece ölüme mahkum edilmekten paçayı kurtarmış, fakat bütün yazılarını yok etmek ve yaşamının geri kalanını evinin içinde hapiste geçirmekle cezalandırılmıştı. Yine de gizlice, Mathematical Discussions and Demonstration: About Two New Science adlı bir kitabı yazmayı başarmış ve bunun Engizisyon’un hiçbir gücünün bulunmadığı Hollanda’da yayınlanmasını sağlamıştı.

Katolik Kilisesi ancak 1992’de Galile’ye verilen cezanın haksız olduğunu kabul etti. Sonuçta kilise’nin 1300’de kurulan papazlar mahkemesini, Engizisyon’u, sadece görüşleri Savoybetting İncil’de yazılanlardan biraz daha farklı olduğu için yüzlerce insanı mahkum etmek, işkenceden geçirmek ve öldürmek için kullandığı doğrudur. Birisi kutsal yazılara karşı gelmekle suçlandığı takdirde bundan kaçış yoktu.



Giordano Bruno, sadece evrenin sınırsız olduğunu, güneşin sayısız yıldızdan biri olduğunu ve tıpkı güneş gibi diğer yıldızların da kendi çevrelerinde dönen gezegenlere sahip olduğunu söylediği için 1600’de yakılarak öldürülmüştü.

Darwin geçmiş yüzyılda evrim hakkındaki ünlü keşifleriyle, İncil doktrinini destekleyenlerle sorunlar yaşadı ve ancak 1871’de insanın kökenleri hakkında en önemli bilimsel çalışmalarından birini yayınlamaya cesaret etti. İncil’e göre, gezegenimiz yaklaşık altı bin yıl önce yaratılmıştı ve bundan daha uzak bir geçmişin varlığını gösteren her türlü şey kutsal yazılara aykırı sayılıyordu. Ayrıca, insanın tam olarak günümüzdeki haliyle yaratılmadığını, daha ilkel ırkların evriminin sonucu olduğunu söylemek, günaha girmek demekti. Bugün daha iyi bir durumda bulunuyoruz. Kilise’nin birçok insan için son derece kısıtlayıcı olan etkisini yitirmesinin yanı sıra, bilimde kendi cehalet ve hırsına kurban gitmeye başladı; zaten kendi sınırlarını ortaya koymuş ve kendi temsilcilerinin gözünde bile tutarlılığını kaybetmiştir. Örneğin büyük ilaç şirketleriyle hükümet ve medyada stratejik konumlarda bulunan destekçilerinin farklı kaynaklardan gelen her şeyi sürekli gülünç kılma çabalarına karşın, pek çok hekim geleneksel olanların yerine alternatif tedavi sistemlerini uygulamaya başlamıştır. Her şeyi bilen "Bilge Baba", özellikle tıp alanında meydana gelenlerden dolayı itibarını kaybetmektedir.

Çocukları büyümüştür ve şimdi dünyayı kendi deneyimlerini ve aynı zamanda kişisel sezgilerini kullanarak değerlendirmeye başlamayı istemektedirler. Çocuklar büyüdüğünde ebeveynler kendi otoritelerinin baskısını azaltabilmelidir, hâlâ doğru ya da yanlış olarak gördüklerine ilişkin tavsiyelerde bulunsalar da, kendi çıkarlarından kaynaklanan, geçmiş deneyimlere dayanan tercihleri farklı ihtiyaçlara sahip olabilecek kişilere dayatmak yerine, sadece öneriler sunmalıdırlar. Özellikle çocuklar, kendi deneyimlerinden ya da sezgilerinden doğrudan öğrenmeye yetkin olabilecek yeterince temel bilgiyi geliştirmişlerse.

Bir tür devrim gerçekleşmek üzeredir; İnsanlık, tarihinde belirli bir döneme varmaktadır, burada hem yapıcı evrim hem de yıkıcı karışıklık süreçleri olduğundan çok daha hızlı biçimde etkilerini göstermektedir.

Uzun süredir fiziğin insanlık biliminde saf bilginin en gelişmiş alanı olduğuna inanıyorum, aynı şekilde tıbbın hâlâ son derece ilkel bilgi seviyelerinde geri bırakıldığına da inanıyorum. Çok uluslu ilaç şirketlerinin sürekli yeni molekülleri patentlemesine rağmen bu doğrudur. Yeni sentetik ilaçlara patent vermek hakiki ilerlemeyle pek az bağlantılı olabilir. İlaç endüstrisi insanın sadece bir bileşeni üstünde etkili olmak sayesinde zenginleşmiş ve güçlenmiştir: Kendini dini kimyasal reaksiyonlar aracılığıyla gösteren. Hiç şüphesiz ki kendi gücünü ve servetini kaybetmekten korkmaktadır. Bir yanda kendi servetinin dayandığı bu yönü abartmaya eğilimlidir öte yandan kimya ve mekaniklerinin yanında diğer yönleri de entegre eden, bir şekilde kendi geliri tehdit edebilecek herhangi alternatif bir yaklaşımı bastırmaya çalışmaktadır. Tüm bunlar hakikat arayışında uzun bir mesafe katetmiş bir bilim adına yapılmaktadır.



Korku tarafından kışkırtılan eylemlerde asla devrimci bir yön olmaz. Neredeyse her zaman güç elde edenler gerçekten bunu hak edenler değil, güç elde etmek amacıyla fazla zorlayanlardır. Güç sayesinde korkularım yenebileceklerini düşünenler, kendileri ve başkaları adına yapıcı kararlar almayı hiçbir zaman beceremeyeceklerdir. Sayısız etmen insan bilgisindeki gelişmeyi hızlandırmaya ya da yavaşlatmaya yardım eder; gerçek ilerleme her zaman kendi sezgilerini izleyen ve kendi korkularından kaçanlarla mücadele eden evrilmiş varlıklara dayanır. Örneğin, bilgi tarihinde bir dönemde, olağanüstü sezgisel yeteneklere sahip bir grup insan güçlerini birleştirmeye ve kendilerini pek fazla muhalefet olmadan ifade etmeye yetkindi, bunun muhtemel bir nedeni de keşiflerinin güç ve servetle ilişkili görünmemesiydi.

Bunlar 1900-1930 yıllarıydı, fizikte en önemli keşifler Bohr, Sommerfıeld, De Broglie, Einstein, Planck, Dirac, Heisenberg ve diğerleri tarafından yapılmıştır. Her hamleden sonra bu bilim adamları bir araya toplanır ve bir Danimarka birası olan Carlsberg eşliğinde, Carlsberg Sarayı’nda bunu kutlarlardı. Bu bira fabrikasının kurucusu, yapıcı eylemlere yatkın, döneminin bilim insanlarına yardım etmiş bir hayırseverdi. Şirketinin kazançlarını bilimin gelişmesi için kullanılmak üzere Danimarka Kraliyet Akademisi’ne bağışlamıştı. Mirasında kendi muhteşem evini dönemin en ünlü Danimarkalı bilim adamının hizmetin sunulmasını özellikle belirtmişti ve Bohr buraya taşınmıştı Bohr Enstitüsü, Kuantum Fiziği dünyasının merkezi oldu. İnsanlığın bir bira fabrikası sahibinin eylemleri aracılığıyla bilgide bu denli dev bir aşama yapacağını kim hayal edebilirdi!

Günümüzde bilim adamları sürekli gündeme getirilen, ama aslında bilimin akışı içinde yer alan sayısız keşifleriyle övünürler, oysa daha önce bilim tarihinde hiçbir zaman bu denli yüksek seviyede rekabete ve maddi çıkarlara rastlanmadı. Peki insanlık için gerçekten iyi olan nedir? Her zaman olduğu gibi insanlığın kaderi, çoğunlukla alçak gönüllü ve takdir edilmeyen ancak gerçekten yapıcı tercihlerde bulunabilen kişilerin elindedir. Her birimiz potansiyel olarak yapıcı tercihlerde bulunabiliriz, sadece kendimiz ya da birileri için değil, genelde İnsanlık için faydalı tercihler. Bu kitabın hedeflerinden biri aslında sizin (ve bunu hak ettiğine inanan herkesin), yapıcı tercihler aracılığıyla başarıyı deneyimlemenize yardımcı olmaktır.

Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2018, 13:33
YORUM EKLE
YORUMLAR
Eyo
Eyo - 3 yıl Önce

Aradigim hicbisey yokkk

SIRADAKİ HABER